9 Mart 2020 Pazartesi

BİZ İNSAN DEĞİL MİYİZ /1961 / “The Gift of Love”



Amerikalı senaryocu Luther Davis (1916-2008) ve Nelia Gardner White’ın yazdığı, Jean Negulescu’nun (1900-1993) yönetmenliğini yaptığı 11 Şubat 1958’de gösterime giren “The Gift of Love” (Aşkın Hediyesi)  isimli filmden uyarlama. Başlıca roleri, Lauren Bacall (1924- ), Robert Stack (1919-2003) ve Evelyn Rudie (1949) oynamıştı




Storyline

Physicist Bill Beck meets and marries doctor's receptionist Julie. Five happy years later, she develops a heart condition. Afraid of leaving Bill alone by her premature demise, Julie adopts a sirupy, fantasizing orphan, Hitty. It's an uphill battle forging a relationship between the equally self-absorbed physicist and child: will she have time? 


BİZ İNSAN DEĞİL MİYİZ (1961) - Yönetmen Sırrı Gültekin Senaryo: Sadık Şendil Kamera Mengü Yeğin Yapım Şan Film / Baki Üsküdarlı

 Oyuncular: Muhterem Nur, Turgut Özatay, Öztürk Serengil, Ahmet Tarık Tekçe, Salih Tozan, Meral Sayın, Mahmure Handan, Müşerref Çaın, Gazanfer Özcan, Özdemir Han

Konu: Af kanunundan yararlanıp hapisten çıkan üç kardeşin öyküsü.




ÜÇ ÇAPKIN GELİN (1960) / Seven Brides for Seven Brothers”



Srephan Vincent Benet’in (1893-1943) bir hikâyesinden Albert Hackett’in (1900-1995) senaryosundan Stanley Donen’in (1924) 1954 yılında filme çektiği “Seven Brides for Seven Brothers” (Yedi Kardeşe Yedi Gelin” filminden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri Howard Keel (1919-2004), Jeff Richards (1922-1989) ve Russ Tamblyn (1934) 



Storyline

Adam, the eldest of seven brothers, goes to town to get a wife. He convinces Milly to marry him that same day. They return to his backwoods home. Only then does she discover he has six brothers - all living in his cabin. Milly sets out to reform the uncouth siblings, who are anxious to get wives of their own. Then, after reading about the Roman capture of the Sabine women, Adam develops an inspired solution to his brothers' loneliness. Written by Melissa Portell <mportell@s-cwis.unomaha.edu>

 

ÜÇ ÇAPKIN GELİN (1960) - Yönetmen Süha Doğan Senaryo Sadık Şendil [1] Foto Direktörü Hayrettin Işık Müzik Metin Bükey Yapım Nil Film / Seyit Bortçetin

 Oyuncular: Orhan Günşıray, Saime Bekbay, Öztürk Serengil, Suna Selen, Oktar Durukan, Suphi Kaner, Uğur Kıvılcım, Hüseyin Baradan, Fehmi Tengiz, Esen Gökmem, Özdemir Han, Muazzez Doğan,

Konu: Birbirlerine düşman köy gençlerinin aşk ve maceralarının öyküsü.

İki kardeş grubun birbirleriye kıyasıya düşman olmalarının bir nedeni olmalı. Film boyunca bu nedenlerin asla ufak bir belirtisine rastlayamıyoruz. Sonra grupların davranışları köy delikanlılarından çok, batılı silahşörlere benziyor. (Agâh Özgüç, Büyük Gazete, Sayı: 50, 22 Şubat 1961)




İLK AŞK 1960 / An Affair to Remember”

Delmer Daves ve Leo Mc Carey’in senaryosundan Amerikalı (U.S.A) yönetmen Le Mc Carey’in rejisiyle 11 Temmuz 1957 tarihinde Amerika’da gösterime giren “An Affair to Remember” (Unutamadığım Aşk) isimli filmden uyarlama. Filmde başlıca rolleri dönemin dünyaca dev oyuncularından Gary Grant, Deborrah Kerr oynamışlardır.


Storyline

Nickie Ferrante's return to New York to marry a rich heiress is well publicized as are his many antics and affairs. He meets a nightclub singer Terry McKay who is also on her way home to her longtime boyfriend. She sees him as just another playboy and he sees her as stand-offish but over several days they soon find they've fallen in love. Nickie has never really worked in his life so they agree that they will meet again in six months time atop the Empire State building. This will give them time to deal with their current relationships and for Nickie to see if he can actually earn a living. He returns to painting and is reasonably successful. On the agreed date, Nickie is waiting patiently for Terry who is racing to join him. Fate intervenes however resulting in misunderstanding and heartbreak and only fate can save their relationship. Written by garykmcd


İLK AŞK (1960)  Senaryo ve Yönetmen Hulki Saner  Foto Direktörü Costas Prosos Yapım Arı Film / Hulki Saner


Oyuncular: Belgin Doruk, Kenan Pars, Suphi Kaner, Arşavir Alyanak, Semra Yıldız

Konu: Mutluluğu bulamayan bir ressamın, bir vapur yolculuğu sırasında tanıdığı Selma ile olan aşk öyküsü.




NİLÜFER ORMAN ÇİÇEĞİ (1960) / Liane; die Weibe Sklavin”


Anne Day-Hlvag’ın romanından Thomas Fough’un  senaryosundan Herman Leitner taraından film çekilen ve 11 Ekim 1957 yılında Batı Almanya’da gösterime  giren “ Liane; die Weibe Sklavin”  (Dişi Tarzan) isimli filmden uyarlama. Filmin başlıca oyuncuları; Marion Michael (1940-2007), Friedrich Joloff (1908-1988) ve Adrian Hoven (1922-1981)



Storyline


Liane, the white jungle goddess, encounters some of her rich relatives from Hamburg who have come to search for her, but she is soon kidnapped by a ring of slave traders.



NİLÜFER ORMAN ÇİÇEĞİ (1960) – Senaryo ve Yönetmen: Hulki Saner, Kamera: Kosta Psaros, Yapım: Arı Film/Hulki Saner


Oyuncular: Göksel Arsoy, Cavidan Dora, Ahmet Tarık Tekçe, Nuray Uslu, Ayhan Candeğer, Renan Fosforoğlu, Dursune Şirin, Osman Zıt

Konu: Afrika da 4 Türk Gazetecinin başından geçen olayları anlatan bir filmdir. İlginç haber peşindedirler, Ümit 2 Afrikalı ile dolaşmaktadır, Yerliler saldırır Ümit""i öldürmek üzerelerdir Nilüfer ve Yerliler gelir Ümit""i serbest bırakır. Ümit bu beyaz kadını araştırmaya başlar, resimler çekerler. Ümit""in arkadaşları tuzak kurarak Nilüfer""i yakalarlar. Ümit arkadaşlarına araştırmayı tamamladıktan sonra onu serbest bırakacaklarını söyler ama arkadaşları onu İstanbul""a götürme taraftarıdırlar. Gazetede haber çıkınca, kızın zengin dedesi Mahir bey, torunu bir gemi kazasında kaybettiğin söylemiştir. Ümit Nilüfer""i İstanbul""a götürmeyi kabul eder. Zihni bey bu duruma memnun olmamıştır. Çünkü amcasının tek mirasçısıyken şimdi ortak çıkmıştır. Ümit, Suat, Nihal ve Nilüfer yola çıkarlar, arabaları bozulur. Eşkiyalar gelir onları esir alıp götürürler, elleri bağlıdır, onları takip eden Yerli Ümit""in ellerini çözerek kaçmalarını sağlar. Gemiye binip İzmir""e yola çıkarlar. Ümit""in kız arkadaşı Nihal onu kıskanmaktadır. Nilüfer konuşmamaktadır, onu konuşturmaya yeni kelimeler öğretmeye çalışırlar.. İzmir""e geldiklerinde Nihal onlardan ayrılır. Zihni, Ümit ile Nilüfer""in yanına gelir, kendisini tanıtır. Zihni, Nilüfer""in amcasının torunu olamayacağını madalyonun sahte olabileceğini söyler. Uçağa binerler, Mahir bey sabırsızlıkla onları bekler. Nilüfer, Ümit ve Zihni gelirler. Mahir bey çok sevinir. Nilüfer ona yakınlık duyar, akşam yatarlar. Nilüfer gece evi inceler ve Ümit""in odasına giderek yere yatar, uyur. Bu durumu öğrenen Zihni Ümit ile konuşarak onunla arasında bir şey geçtiğini düşünerek evden ayrılmasını ister, Ümit ise böyle bir şeyin olmadığını söyler. Mahir bey odada oturur, Zihni gelip parmak izi olan mektubu ister, mirası paylaşamayacağını söyler, Amcasını öldürür. Daha sonra Nilüfer""i alıp gezdirmeye götürür. Ümit parmak izleri sonucunu öğrenir Nilüfer Mahir beyin torunudur. Telefon açarak durumu Dadıya bildirir. Dadı Mahir beyin odasına girdiğinde onu ölü bulur. Polisler ve Ümit gelir. Ümit Dadıya Zihni ve Nilüfer""i sorar ve Surlara gittiklerini öğrenir. Ümit Katilin Zihni olduğunu ve Nilüfer""i de öldüreceğini söyleyerek onların yanına giderler. Nilüfer surlardadır, Zihni arkadan gizlice yaklaşarak gelir onu öldüreceğini söyler. Ümit ve Polisler gelirler Ümit yukarı çıkar Polislerde kapıları tutar. Zihni onu itecekken Ümit yetişir, Nilüfer""i kurtarır. Zihni ile Ümit kavga ederler. Polisler gelir. Zihni kendisini surlardan aşağıya atar. Ümit ile Nilüfer sarılırlar. Nilüfer ve Ümit Afrika""ya gelirler. Nilüfer oldukça mutludur



3 Mart 2020 Salı

GÜNEŞİ UYANDIRMADAN 1992 / Straw Dogs




Amerikalı yönetmen Sam Peckinpah’ın Gordon Williams’ın romanından David Zelag Goodman’ın senaryosundan 1971 yılında filme çektiği “Straw Dogs” (Köpekler) filminden uyarlama. Filmde başlıca rolleri Dustin Hoffman, Susan George, Peter Vaughan oynamışlardır



Storyline

Upon moving to Britain to get away from American violence, astrophysicist David Sumner and his wife Amy are bullied and taken advantage of by the locals hired to do construction. When David finally takes a stand it escalates quickly into a bloody battle as the locals assault his house. Written by Andrew Hyatt <dres@uiuc.edu>


GÜNEŞİ UYANDIRMADAN (1993) Yönetmen: Nejat Gürsoy, Senaryo: Esat Şekeroğlu, Görüntü Yönetmeni: Ferhat Bakır, Yapım: Metro Film/Zeki Kafalı

Oyuncular: Murat Soydan, Yasemin Türkkan, Sırrı Elitaş, Kazım kartal, Kadir Savun

Konu: Cinselliğe doymayan 4 inşaat işçisinin, karşı evde bulunan kadına tecavüz etmelerini konu alan bir film. 






- SARI TEBESSÜM (1992) / Zandalee



 Mari Kornhauser’in eserinden, Sam Pillsbury’nin yönettiği ve 9 Mayıs 1991 yılında Almanya’da gösterime giren “Zandalee” isimli filmden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri; Nicolas Cage (1964), Judge Reinhold (1957) ve Erika Anderson (1963) oynamış. 



Storyline

Bored with her marriage to burnt out poet turned corporate executive Thierry, Zandalee falls prey to an old friend of her husband, the manipulative and egotistical Johhny and becomes enmeshed in a sensual, passionate and destructive affair. But it isn't only the flames of their erotic affair that are fanned by the steamy heat of the deep New Orleans nights; hatred, desire and revenge stalk the lovers' with a relentless precision, and for Zandalee, the moment of truth arrives with a terrifying finality. Written by <alf@st.nepean.uws.edu.au>


SARI TEBESSÜM (1992) “EROTİK, DUYGUAL”  – Senaryo “[1]” ve Yönetmen: Seçkin Yaşar, Diyalog: İzzet Yasar, Sanat Yönetmeni: Mete Özgencil, Esat Tekand, Ali Dirier, Görüntü Yönetmeni: Ümit Ardabak, Yardımcı Yönetmen: handan İpekçi, Basın Danışmanı: Ayşe Durukan, Kurgu:  Mevlüt Koçak, Müzik: Müzikotek, Yapım: Doku Film/Ünal Küpeli, Seçkin Yasar. (Kültür Bakanlığı ve Kodak katkılarıyla).

Oyuncular: Şahika Tekand, Mahir Günşiray, Levent Özdilek, Zuhal Gencer, Güner Özkul, Kutay Köktürk, Suna Selen, Orhan Alkaya, Ayşen Savaşkan, Ece Uslu, Nilgün Üstün, Güven Turan, Tarık Günerrsali

Konu: Eda (Şahika Tekand), bir resim galeriisinin sahibidir. Çevresinde sevilen bir şair olan kocası İdris (Levent Özdilek), bir kuuruluşun da sanat danışmanıdır. Bu entelllektüel çift, düşünsel açıdan uyum sağlaamalarına karşılık, özellikle de Eda, cinsel yaşamında içten içe büyük bir mutsuzluk yaşamaktadır. Çünkü, İdris, alkolik ve iktiidarsızdır. Kocası iş için Paris'e gittiğinde Eda, bir gece, alkolün de etkisiyle yakın dostları ressam Erdal (Mahir Günşıray) ile yatar. Bu ilişki giderek tensel bir tutkuuya dönüşür . İki erkek arasında kalan Eda, cinsel aç lığını Erdal'ın yatağında giiderirken, yine de kocasını sevmektedir. Ne var ki, Eda'ya tek başına sahip olmak isteeyen Erdal, İdris'i kıskanmaya başlar. Bu ilişkiler sürüp giderken Eda, aralarındaki şiddetli tutkunun kendisini Erdal'ın şehvet kölesi haline getirdiğini farkeder. Ve Eda, sonunda Erdal'ı terkeder. (Agâh Özgüç)

* Seçkin Yasar'ın ilk uzun metrajlı sinema filmi ve Türk sinernasında "en uzun, en soluklu sevişme sahneleri rekoru" kıran bir deneme. (Bkz.: Agah Özgüç, "Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi - Türk Sinemasında "Olgunluk Çağını Yaşıyan" Kadınların Erotizmi/ Erotizmin Labirentlerinde İktidar Savaşı: Sarı Tebessüm", s.: 176-178, Antrakt y.:, 1994).

ÖDÜL:

5. Uluslararası Ankara Film Festivali'nde (1993)
 Seçkin Yaşar ve İzzet Yaşar "Umut Veren Yeni Senaryo"
Şahika Tekand "Seçiciler Kurulu Özel Ödülü" .

* Seçkin yaşar’ın merakla beklenen bu ilk filmi  iktidarsız olduğu söylenen (oysa bizim gördüğümüz fılmde bu özelliği pek belirmeyen) bir şairle evli olan galeri sahibi bir kadının cinselliği genç bir ressam da bulmasının öyküsünü anlatıyor. Senaryo çok iyi oluşturuImamış. Çok benzer, giderek aynı durumların yinelenmesiyle dolu. (Belki gerçek yaşamda da böyledir, ama sinema, yaşamı alıp iki saatlik bir filmin ölçütlerine indirgeme sanatıdır.) Oyuncuların yönetimi de yer yer başıboş bırakılmış gibi. Işıklandırma, kurgu yanlışları da var. Ama sonuç olarak bu, bizce başarılmış bir ilk fılm. Yaşar öncelikle ele aldığı konunun ve kişilerin sonuna dek gitme, bizde hiç işlenmemiş ölçüde sert bir sado-mazoşist ilişkiyi sonuna dek anlatma yürekliliğini göstermiş. Bunu yaparken de, sinemamızın gelenekselleşmiş kadın ve de (özellikle) erkek çekingenliklerini, "Oramı buramı göstermem, dilimi kullanarak öpüşmem, gerçekten seks yaparmış gibi davranamam ... " türünden karşı çıkışları önlemesini bilmiş. Karşımızdaki insanların gerçekkten tensel bir tutkuyu yaşadıklarını, ömürlerinin bir süresi içinde 'sekse teslim olduklanı' düşünmemek olanaksız. İşte erotik bir filmin olmazsa olmaz temel öğesi ... Sadece bunu başarabildiği için bile, ben kendi adıma Seçkin Yaşar'ı kutluyar, sinemamıza hoş geldin diyorum. Eğer erotizm ve kadın-erkek birlikteliği üzerine fılmler yapmayı sürdürmek istiyorsa da, lütfen kimsenin dediğini dinlemeyip yoluna devam etsin! ... “[2]”

! Düşünsel ilişki mi, cinsel ilişki mi sorusunu getiren 'Sarı Tebessüm'ün neredeyse yarısı kapalı mekanlarda, bazı Hollywood filmlerine de gönderme yapılan, değişik yerlerdeki cinsel ilişki eylemlerine ağırlık veriyor. Oysa finalde, düşünce beraberliğinden yana nokta konuyor. Bu çelişkiyi sineye çeksek bile, oyuncu yönetimindeki yetersizliklerin yanısıra oyunculuk çabaları da müsamere düzeyini pek geeçemiyor.

Sonuçta bu sado-mazohist ilişki ve aşk üçgeni çeşitlemesi rahatlıkla hatta yer yer illgiyle seyrediliyor. (Sungu Çapan, Cumhuuriyet g., 10 Eylül 1993)

! Seçkin Yaşar'ın ne yapmak istediği hiç belli değil. Belli ki o da bu dünyayı çok iyi tanıyor, bu dünyanın içinden geliyor. Ama "Sarı Tebessüm", yönetmenlerimizin büyük bir çoğunluğunun, dünya yıkılsa dönüp bakmayacaklarının bir kanıtı olmaktan öteye gidemiyor. Yat kalk, bunalım! Ortada "şehvetten kuduranlar" ölçüsü dışında bir şey yok. Yaşar'ın anlatmaya gücü yettiği, bildiği ve bilebildiği tek şey bu. (Tunca Arslan, Aydınlık g., 7 Eylül 1993)

!  Eurimages temsilcimiz Faruk Günaltay'ın yapımcı ve yönetmenlerle yaptığı bir toplantıda, "Bu aşk üçgeni öykülerinden vazgeçin. Batı artık bunları izlemek istemiyor. Bunları yıllar önce yaptılar" dediği bir dönemde sinemamızın seyircisiyle iletişiminin bunca azaldığı bir dönemde, yeniden aşk üçgeni filmi çekmek, üstelik bunu çok kötü gerçekleştirmek, sinemamıza asıl darbeyi vuranların sinemacılarımız olduğunu düşündürüyor yeniden. (Tamer Baran, Antrakt d., s.: 26, Kasım 1993)

! "Tensel tutkuyu anlatabilmek, kuşkusuz usta işi bir biçim ve oyunculuğu gerektirir. Böyle, sırtını cinselliğe dayamış bir filmde, tutkuyu gösteren sahneler ön plana çıkmak zorundadır, ama "Sarı Teebessüm" filminde müsamere düzeyindeki oyunculuk, ne yazık ki filme ağır bir darbe daha indirmektedir. (Aslı Tunç, Antrakt d., s: 25, Ekim 1993)

! Sonuç olarak, "Sarı Tebessüm", bir ilk filmden beklenenden çok daha olgun sinema diline sahip bir ilk film. Ama iki ana karakterinde kastingi (Ankara'da jüri özel ödülünü hakkıyla olan Tekand hariç) bizzzat hikayeyi baltalıyor (Bu arada, Zuhal Gencer'in çok başarılı olduğunu da belirtelim). Tabii, entellektüel bir çevrede geçen üçlü bir ilişkiyle ilgilendiğinizi varsayarsak. (Sevin Okyay, Nokta d., 5 Eylül 1993)

! Uzun yıllar ünlü yönetmenlere "asistanlık" a­pan ve onlardan "feyz" alan Seçkin Ya­sar'ın "ilk" yönetmenlik denemesi olan Sarı Tebessüm biri kadın ikisi erkek üç kişi arasında yaşanan bir "aşk üçgeni" üzerine kuruluydu.

Film aynı zamanda sezonun gösterime giren "ilk" yerli yapımı olma özelliğine de sahipti. Dahası filmi Türkiye'deki Ameri­kan şirketlerinden biri olan Warner Bros işletiyordu. Warner Bros'un böyle bir ka­rar almasında geçen yıl UIP (United In­ternational Pictures) film şirketi tarafın­dan işletilen Seni Seviyorum Rosa ve Düş Gezginleri'nin sağladığı gişe başarılarının (!) da payı oldukça büyüktü. Ama unutu­lan ya da gözden kaçan nokta, bu filmle­rin seyirci tarafından pek beğenilmemiş olmasıydı.

Her neyse başrol oyuncuları Şahika Te­kand ve Mahir Günşiray'ın yataktan çık­maya ve giyinmeye pek fırsat bulamadık­ları bu film, gerek erotizme ve gerekse ka­dın-erkek ilişkilerine oldukça "maço" bir gözle bakıyordu.

Daha gösterime girmeden üzerinde tar­tışılmaya başlanan filmi vizyona girdikten sonra izleyen herkes, filmin “9.5 Weeks­” 9,5 Hafta'ya benzerliğinden bahsetmeye başladı. Ama asıl "tantana" arkadan geldi. Özel televizyonlardan biri, Sarı Tebes­süm'ün gösterimde olduğu günlerde Zan­dalee adlı bir film yayınladı.

İşte ne olduysa o zaman oldu. Zandalee ile Sarı Tebessüm birbirinin aynıydı. Üste­lik her yönüyle. Konusu, karakterleri ile, dramatik yapısı ile ve hatta diyalogları ile. Hani neredeyse iki film arasında "karbon kağıdı" varmışçasına "olur ama, bu kadar da olmaz ki" dedirten cinsten bir benzerlikti bu. Adeta tek yumurta ikizleri gibi.

Ancak arada bazı farklılıklar olduğunu da söylemekte fayda var. En büyük fark ise iki film arasındaki "sanatsal" duyarlı­lık. Zandalee ne kadar sıcak ve duyguluy­sa, Sarı Tebessüm o kadar soğuk ve duygu­suzdu. Bunu çok iyi analiz eden seyircile­rin çoğu filmi daha yarısına gelmeden ya da yarısından biraz sonra "yarım" bıraka­rak kendilerini dışarıya atıyorlardı.

Öyle ya da böyle yine de hatırı sayılır bir seyirci topluluğu tarafından izlenen Sarı Tebessüm zamanı gelip "miadı" do­lunca da sessiz sedasız gösterimden çıktı. Ama erotizm in ve seksin neredeyse "pel­tesi"ni çıkaran bu filmin insanlara "offf' dedirten özelliği akıllardan çıkmadı, çık­mayacak. Yani kısaca gitti 500 milyon. (Nejat Çelik “Antrakt Sinema Dergisi” Haziran 1993




[1] Mari Kornhauser’in  eserinden, Sam Pillsbury’nin yönettiği ve 9 Mayıs 1991 yılında Almanya’da gösterime giren “Zandalee” isimli filmden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri; Nicolas Cage (1964), Judge Reinhold (1957) ve Erika Anderson (1963) oynamışlardır. (kyn: www.imdb.com)
[2] Atillâ Dorsay, “Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları” syf, 132.

SAPIK KADIN 1988 / Fatal Attraction



James Dearden’in (1949) senaryosundan, Adrien Lyne’nin (1941), 1987 yılında yönetmenliğini yaptığı “Fatal Attraction” (Öldüren Cazibe) isimli filmden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri; Michael Douglas (1944), Glenn Close (1947) ve Anne Archer (1947) oynamıştır


Storyline

Happily married New York lawyer Dan Gallagher has an affair with his colleague Alex, and the two enjoy a love weekend while Dan's wife and kid are away. But Alex will not let go of him, and she will stop at nothing to have him for herself. Just how far will she go to get what she wants? Written by Sami Al-Taher <staher2000@yahoo.com>


SAPIK KADIN (1988) – Yönetmen: Orhan Elmas, Senaryo “[1]” : Safa Önal,  Görüntü Yönetmeni: Çetin Gürtop, Yönetmen Yardımcısı: Ümit Hiçdurmaz, Kamera Asistanı: Hakan Gürtop, Işık Şefi: Erol Karaşiray, Işık Ekibi: Aziz Kızkanç, İbrahim İrmik, Dublaj Yönetmeni: Mehmet Bozkuş, Sesleri Alan: Erkan Esenboğa, Negatif Montaj: Ömer Aksu, Renk uzmanı: Sabahattin Hoşses, Laboratuvar: Şems Tokgöz, Prodüksiyon Amiri: Adnan İrkut, Necati Şimşek, Yapım: Erler Film/Türker İnanoğlu, (Sineray Film Stüdyolarında hazırlanmıştır).

Oyuncular: Tarık tarcan, Perihan Savaş, Bahar Öztan, Tunç Parscan, Ekrem Dümer, Hüseyin Kutman, Mesut Sürmeli, Gülten Ceylan, Faruk Savun, Ahmet Canseven

Konu: Ahmet (Tarık Tarcan), genç yakışıklı ve başarılı bir avukattır. Güzel eşi Nevin (Bahar Öztan) ve küçük kızları ile mutlu bir evlilik yaşamı sürdürmektedirler. Ahmet bir davada, savunduğu müvekkili hakkında yalan haber yazan gazeteci Tülay’ı (Perihan Savaş) mahkemeye vermiştir. Ahmet’in eşi Nevin, kızı ile birlikte ailesini ziyarete gider. Ahmet bir toplantıda tanıştığı Tülay ile önce tartışır, sonra uzlaşırlar ve birbirlerinden hoşlanırlar. Tülay, güzel ve tutkulu bir kadındır. Sonunda Ahmet zaaflarına yenik düşer ve Tülay’la birlikte olur. Nevin eve döndüğünde Ahmet Tülay’la ilişkisini noktalamak ister. Tülay ise, Ahmet’e iyice bağlanmış, ondan kopmak istememektedir. Genç avukatı iş yerinden telefonla aramakta, yanıt alamayınca hırslanarak aramalarının sayısını arttırmaktadır. Tutkusu öyle bir düzeye ulaşır ki, intihara kalkışıp Ahmet’i yanına çağırır. Ona, ayrılığı kabullenmiş gibi davranır. Ama sözünü tutmaz, isim vermeden Nevin’i arayıp rahatsız etmeye başlar. Bununla da kalmaz, Ahmet’i her şeyi Nevin’e anlatmakla tehdit eder. Ahmet’i sahiplenme duygusu tüm benliğini sarmış durumda, onu kendisinden başkasına yar etmemek için öldürmeyi bile düşünmektedir. Hatta bunu dener ama başaramaz. Ahmet Tülay hakkında bilgi toplamaya başlar. Ve onun tehlikeli bir ruh hastası olduğunu öğrenir. Durumu polise bildirir. Evine döndüğünde Tülay’ı eşi Nevin’le salonlarında bulur ve dehşete kapılır. Tülay kendisini müvekkiliymiş gibi tanıtmıştır. Sonunda Ahmet Nevin’e olanları anlatır. Bu arada Tülay yeni planını eyleme geçirir. Ahmet’in kızını okul çıkışında teyzesi imiş gibi alır ve evine götürür. Çocuğu öldürmek amacıyla kaçırmıştır. Fakat yapamaz ve küçük kızı geri götürür. Sonra ansızın bir gece Ahmet’in evine gelir, bıçakla Nevin’e saldırır. Ahmet yetişir ve Nevin’i kurtarır. Tülay kavgada ölür. Ahmet ve ailesi için kabus dolu günler sona ermiştir...




[1] James Dearden’in (1949) senaryosundan, Adrien Lyne’nin (1941), 1987 yılında yönetmenliğini yaptığı “Fatal Attraction” (Öldüren Cazibe) isimli filmden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri; MihAEL Douglas (1944), Glenn Close (1947) ve Anne Archer (1947) oynamıştır. (Kyn: www.imdb.com)